Fransa Cannes'dan Midilli'ye Seyir Defteri Yazı Dizisi-12

İthaki - Patras (Köprü) - Korint Kanalı - Evia Karistos - Psara



Ithaki

Çok denizler geçti altımızdan son yazdığımdan beri, çok rüzgarlar, küçük ve büyük dalgalar... Yaz gecelerinde, ayın şavkını ve dalgaların sesini dinlemeye ve tabi birbirleri ile baş başa kalmaya giden sevgililerin romantizmi farklı... Benim dalgalardan anladığım, “olmasalar daha iyi olur” misali :) Rüzgar istersin ama dalga istemezsin, bu da imkansız... Dalgayı rüzgar doğrur... O zaman katlanacaksın veya gidip bir daire alıp, karşı duvarı seyredeceksin tabi... Ehh bu iş de böyle...İthaki’ye uğramayacaktım... Hedefime olabildiğince çabuk ulaşmak istiyordum ancak yanından geçip, gitmek de olmadı... Deniz de güzeldi, bu durumda orada bir akşam-gece geçirmek iyi olacak dedik ve saptık o tarafa... Deniz güzeldi yine. Arada İtalya, Brindisi-Yunanistan, Patras arasında sefer yapan yolcu gemileri de bir görünüp, bir kayboluyorlardı. Kıl oluyorum demiştim değil mi onlara... Bu ne hız... !!!


Ithaki - Denizin Aldığı İnsanlar Anıtı

Körfezin içindeki diğer bir körfezde İthaki Limanı. Küçük bir yer. Kastellorizo’dan daha büyük. Konstantinos Kavafis’in şiirine konu olan bir yer ve tabi Homeros’un İliada ve Odiseas’ını yazdığı yer. Bu açıdan ada, içinde bu değerleri de taşıyor. İnsanlar güler yüzlü ve bizim kış günü orada ne aradığımızı da merak ediyorlar tabi. Biraz pahalı. Kış günü olsa bile, turist fiyatı uyguladılar belli. Yoksa Lefkas’da her şey daha ucuzdu. Liman, şehirin kendisi. Güneş batmadan yürüdüm ve tekneyi önüne çektiğim kafede bir kahve götürdüm. Burdan başka Mr.Sparrow’u önüne çekip, beraber kahve içtiğim bir yer de olmadı...İlgimi bir anıt çekti... Bir çapa yan yatmış ve altında bir yazı... Sordum “Denizin kucakladığı insanlar” ile ilgili bir anıt dediler... Denizde boğulan, hayatını kaybeden herkes için... Aklıma onlar geldi... O son anları ve aresizlikleri... Hüzünlendim ve sessizce ağladım... Gözlerim artık daha çabuk konuşuyor, duygularımı daha çabuk ele veriyor

artık...

Bir tek biz vardık limanda ve bu da Liman Polisi’nin çalıştıklarını göstermek için bize uğramasının nedeniydi. Gittik ve kaydımızı olduk. Geçişimizi translog’umuza işlediler. Ve artık uyuma zamanıydı. Erken kalkıp, Patras’a doğru yola düşecektik. Ve sabahında daha güneş doğmadan ayrıldık İthaki’den...

Patras’a 5 mil kalana kadar her şey iyiydi ve birden Erol Kaptan’ın söylediği gibi, Patras Körfezi’nin rüzgarı kendini gösterdi. İki kara arasındaki bu boğazda sert rüzgarlar olurmuş. Ve bir an önce limana girdik ve yine süt-liman... Yat limanı bomboştu. Bizi liman görevlileri karşıladı ve bağlanmamıza yardım ettiler. Daha sonra ödedik paramızı. İki gün minimum... Bir gün de kalsan, iki gün de kalsan aynı ama zaten ucuzdu bir anlamda. Su ve elektrik içinde... Belediye işletmeye başlatmış yat limanını. Bu anlamda para insanlara gidiyor... İyi :)Patras’a yürüdüm. Şehir kalabalık. Unutmuşum kalabalığı... Daha çok genç dolu etrafta. Sanırım bir üniversite şehri. Yunanistan’ın da üçüncü büyük şehriymiş Atina ve Selanik’den sonra. Geçici şehir özlemimizi de böyle giderdik. Sonra yine denizler bizim, dalgalar.

Çıkar çıkmaz Rion Trafiği aradık radyodan ve izin istedik. Yüksekliğimizi verdik (gülmüşlerdir:)... Bir bacak sağda, üç bacak solda bırakıp, geçin dediler... 1 mil önce tekrar arayın son izin için falan... Sanırsın büyük bir şey yapıyoruz... Aradık tabi... tamam geçin dediler ve 3 mil sonra tekrar arayın. Aradık ve 4 mil daha kanalda stand-by kalın dedilera... Kaldık... Ama yine dalgalar, yine dalgalar... Ve 5 mil sonra yine süt liman... Ne değişken bir körfezmiş... Ve şehirlerin yanından geçip, bazen yelken açıp şehri selamlayarak hedefimiz Korint’e doğru ilerledik. Gece artık Korint’deydik... Dikkatli girmemiz gerekiyordu Yat Limanı’na, giriş değişken derinlikliymiş ve belli hattı takip etmek lazım diyor pilot kitap ve chartlarımız... Öyle yaptık ve girdik. Girince sorun yok, derin... Yer yoktu ama, yani çekmek istediğimiz ve salık verilen yere bir yerel kayık çekmiş kışlamak için belli. Üstü branda kaplı. Biz de arkasındaki sapa mekana girmek zorunda kaldık. Her yer şamandra ve onlara bağlı ipler-halatlar (her neyse)... Girdik ve bağlandık. Şehrin içindeydik yine. Biraz yürüdüm ama bir şey yok... Yattım uyudum...Ertesi gün çoktandır beklediğim bir geçiş; Korint Kanal geçişi. Dünyanın en pahalı kanallarından... Bizle birlikte, aynı limanda geceleyen bir yelkenli daha vardı. Önce onların anonsunu duyduk pilot için ve bekle dediler ona girişin kuzeyinde ve sonra biz anons ettik. Bize de kuzeyinde bekleyin dediler kanalın. Ve 10 dakika sonra hadi takip et önceki yelkenliyi dediler ve girdik. Biri daha vardı dışarda, bir acenta kullanmış ama acenta bildirmemiş ödemeyi ve bu nedenle geçemediler. Üzerine bir de grev vardı (Yunanistan’da hayatın parçası)... Grev nedeni ile 09:00-14:00 arası kapalılarmış. Biz erken uyandık ve erken kalkan yol alırmış işte..

Benim için heyecanlıydı. Kenarları iki yüksek duvar ve üzerinde köprüler. 3-4 millik bir kanal. Bitirince sağga çektik. Artık ödeme zamanıydı. Tabi video kayıtlarımız ve fotoğraflarımız da tamam:) Geçiş sonrası, geçiş ücretini ödemek için uğradığımız ofistekiler çok iyi karşıladılar ve uğurladılar. Çıkar çıkmaz büyük şileplerin arasında kaldık, aralarından onlara bulaşmadan geçip, Atina’yı uzaktan seyrede seyrede ilerledik ve artık Ege’deydik... Hava da Sunio açıklarında karardı. Sunio’ya 1997’de gitmiştim. Işıklandırılmış Tapınağı denizden seyrederken, neleeeeer geçti neler gözümün önünden... Anneannem’in söylediği gibi “Eeeeyyy gidi günler eyyy!’...Yorgun devam etmemek için, Evia Adası’nın kuydu köşesindeki Karistos Şehri’nin limanında bir gece uyuduk ve yine yollar. Burunu döner dönmez 23 knot rüzgar ve yüksek dalgalar... “Aşacağım sizleri ve Midilli’ye bir adım uzaklıktaki Psara’ya varacağım!” dedim içimden... Ve aklımdaki tek düşünce Psara’ya varmakta... Rüzgar önden ve dar açıdan gelse de, açtık ikinci camadana ana yelken ve accccık genovayı (hala yelken direğinin kırılacağı paranoyamı aşamadım :))) ... Biraz uzaklaşan geniş açıda, biraz daraltarak devam ettik... Ve gölge gibi görünmeye başladı Psara güneş batmadan... “Görünsün yeter!” diye geçirmiştim içimden... Hala yol vardı ve üzerinden ilerleyeceğimiz dalgalar. Abartısız 3 m olmalı, en az 2.5 m... Çaprazlama geçerken, teknenin başını kaldırıp, sonra sağ yana yaslanarak iniyorduk çoğundan. Bazılarından da ya rastgeldiği için direkt dik ve bu nedenle bammm diye vuruyor Mr.Sparrow’un başı... İçim elvermiyor ama oluyor işte... İşin doğasında var...

Sonunda Psara’nın karşısındaki Anti Psara Adası’nın gölgesine girince rüzgar ve dalganın etkisi kesildi... Nasıl rahatladığımı anlatamam. Üzerim tuz içinde. Gelene kadar çok tuz yaladım dudaklarımdan. Deniz üzerimize geliyor ve sırılsıklam ediyordu bizi. Kuruyunca da beyaz tuz izleri... Psara Liman Girişi çok karanlıktı. Fenerler vardı ama yine de karanlık... Chart plotter ve tabi yedek olarak kullandığım iPhone Uygulaması “Navionics” i kullanarak girdik limana... Liman derinliği chart plotterden daha derin ve yanaştık. Oradaki iyiliksever bir arkadaş yardım etti ve bağlandık, attığımız demir sonrası... Demir iyi tuttu ve biz de iyi uyuduk sonra :)

Uyumadan önce bir yemek yedim oradaki neredeyse tek restoranda ve “duş alacak yer” konusunda yardım etti restoran sahibi ve 5 Euro’ya duşumu aldım bir pansiyonda. Nasıl güzel hissettiğimi anlatamam... Daha önce tuzla kaplı olduğumu söylemiştim ya, gerçekten yüzümde bir kaç katman tuz varmış, yıka yıka zor çıktı... Boğazımda tuz kuruluğu ve tadı... “Psarayı Allah iyi ki yaratmış!” dedirtti bana bu duş ve liman... Çoook iyi geldi yeminle...Şimdi dinleneceğim son ayakta... Artık acelem yok. Midilli kaçmıyor... “Pazartesi dalga yok” hava tahminleri... Gerçi bazen (!!!) bunlar doğru çıkmıyor ama “n’apçan inanmıcan da!”...Şu an hani zemberek boşalmış gibi... Gerçi biraz daha var. Midilli’de tamamen boşalacaklar inşallah!... Ya denizde bırakacaz Mr.Sparrow’u uykuya, ya karada... Kara daha mantıklı geliyor gelecek yıl boya gerektirmez en azından... Biraz temizlik yeter diye... Bakacaz...Midilli’de arkadaşlar bekliyorlar. “Haber ver çıkınca!” dediler... Verecez... Çok iyi insanlar var çevremde ve beni hep iyi insanlar buluyorlar. İyi arkadaşlarım-dostlarım olduğu için müthiş şanslı ve gururlu hissediyorum ! :)Midilli’de buluşuruz... Hatta gelecek yıl belki yüz yüze de...Benimle buraya kadar beraberce seyahat ettiğiniz ve yalnız bırakmadığınız için minnettarım!

07.11.2015

9 görüntüleme